bir takım derdimsiler

 Bir takım ayrı mı yazılıyor bilmiyorum. Derdimsi kelimesini de ben buldum. Garibinize gitmesin. Garibine gitmek de güzel bir ifade bu arada. Modumu yükseltmek için acdc açtım. Blog ve yazmak konusunda beni kısır bi döngüye sokan bir mesele var. Mutluyken yazdığım şeyler tamamen çöp bi içerik yaratıyor. Boş yapıyorum yani. Beni tatmin etmiyor. Ben acıdan zevk alan bir manyak olarak öyle şeyler de yazmak istemiyorum. Nasıl mutlu olunur falan. Kendimi geliştiriyorum oleyyy konulu bir yazı yazmak boş. Bu tarz saçmalıklar hafif geliyor bana. Hayatın gerçekliğinden kaçma yolları gibi. Yüzleşmekten kaçmak gibi. Hepsi sadece hayatın gerçeklerinden nasıl daha hızlı kaçabilirim sorusunun dallanmış budaklanmış halleri gibi. Acı olacak abi. Acı çekilecek. Yalnız kalınacak. Sürünülecek. Yaşadığının bir anlamı olacak. Bir hikayen olacak. Siyah olacak içinde. Mavi iyidir, güzeldir yanılgısına düşmeden 'her şeyin sonu siyahtır' denilecek. Mutlu olan biri sürekli bir balonun üstünde, bulutun üstünde gibi. Orada kalmaya çalışır. Kendini motive etmeye ihtiyaç duyar. Oraya buraya yazılar asar, yazar. Geçiştirir acıyı. Sürekli önüne bakmaya çalışır. Mutsuz olmaktan korkar. Başkalarını da ikna etmeye çalışır. Ben mutluyum dimi demeye çalışır. Bakın bunu yapıyorum, şuraya gidiyorum, bunu yapan insan mutludur dimi diye sorar izleyicilere. İkna edebildiği kadar mutludur. Gerçek mutluluğun ne olduğu bilinmez. Mutluluk arayışına girersen onaya ihtiyaç duyarsın. Mutlu olamadığın zamanlar tedirgin olursun. Belki de güzeldir ama. İnsan kendini her gün mutlu edebilir bu şekilde. Kısa yol belki de daha iyidir. Belki ben fazla derinlik arıyorumdur hayatta,insanlarda. Belki hayat o kadar da abartılacak bir şey değildir. İnsanlar çok boktandır. Birine inanmak saçmalıktır. Hayattan güzel şeyler beklemek saçmalıktır. Belki hayat budur. Şu an yaşadığım şeydir. Gelecek güzel şeyler değildir hayat. Belki de güzel şeyleri beklemeden, benim kendimi mutlu etmem gerekir. Basit şeyler yapmam gerekir. Prensipler saçmalıktır. Vicdan diye bir şey yoktur. Kendime saçma bir 'iyilik' tasması geçirmişimdir. Hayat o kadar masalsı değildir belki. Kitaplardaki gibi derin anlamlar içermiyordur. Belki yüzeysel olmak gerekir. Hayatı daha masalsı bir şey zanneden salakların sürekli üzüldüğü yerdir dünya belki de.

 Bu soruları kendime çok sordum. Basit yaşayıp mutlu olan insanları gözlemledim. Kendimi ikna etmeye çalıştım. Ki aslında olaya kendimi kaptırınca gerçekten mutlu oldum. Ama bazı şeyler beni durdurdu. Gerçek aşka inanan biriyim. Belki küçüklükten beri okuduğum kitaplar yüzünden, belki de filmler yüzünden. Belki de hayatın siyahlığında bir mavilik aramaya çalıştığım içindir bilmiyorum. Aşk beni durdurdu. Aşk gibi mucizevi bir şey varken diğer boktan ilişkiler bana çok fazla sıkıcı geliyor. İnsanlar üst üste nasıl aşık oluyor hala anlamıyorum. Üst üste uzun ilişkiler falan. Ve aşk diyorlar. Sevdim diyorlar. Bunu kafam bir türlü almıyor. Bunun çözümlemesini yapmak isterdim ama hala anlayamıyorum. Elbet seviliyordur diye düşünüyorum. Ama benim düşünce şeklime bir şekilde uymuyor. Olay belki de sandığım kadar büyük değildir. Aşk gibi bir şeyin var olduğu dünya bu kadar basit olamaz gibi geliyor. Ama diğer insanların kastettiği aşktan değil. O benim kafamdaki aşk değil. Benimki daha saf, daha duru bir şey. Mantığın işin içine girmediği bir aşk. Bazen o ilişkim çok güzeldi, en çok ona aşık olmuştum gibi şeyler duyuyorum. Bunlar da benim kafamdaki aşk tanımıyla örtüşmüyor. Aşkı bir mutluluk parametresiyle mi ölçüyorlar, neye göre bu tarz yorumlar yapabiliyorlar bilmiyorum.

 İnsanda şöyle bir şey var. Kendi düşündüğü veya kendine uyan her şeyi doğru olarak kabul ediyor. Bunu nasıl anlatayım bilmiyorum. Vücudu kötü olan biri için fitness da kötüdür. Kitap okumayı sevmeyen biri için kitap boş iştir. Özgüvensiz ve hassas biri için insanlar kötüdür. İnsan yapamadığını pek kabul edemez. Yeteneksiz olduğunu da öyle. Bir şekilde kendi varlığını ve yaptıklarını doğrulamaya çalışır. Çünkü evrenin merkezi 'o'dur. Tanrı bile kafasının içindedir. O ölünce inandığı tanrı da ölür. Neyse fazla iddialı cümleler kurmayayım. Aşk da benim kendimi doğrulama çabam. Aşkı hissettiğim zaman o iğrenç insandan bambaşka birine dönüşüyorum. Bütün nefret ettiğim özellikler değişiyor. Kararsız biri olmuyorum. Çok cesaretli birine dönüşüyorum. Ve karşımdaki kişiye çok derin duygular besliyorum. Böyle bir duyguyu insanların küçümsemesi ve kötüye kullanması hoşuma gitmiyor. Ama gerçekten sonsuza kadar sürmüyormuş onu anladım. Bir şekilde o büyük duygular hafifliyor. Aslında bitmedi. Sadece artık karşılık alamıyorum. O yüzden kendimi doğrulama çabam bana aşkın bittiğini söylüyor. Bu bir şakaydı aslında. Kimse anlamadı.

 Niye yazmaya başladım bilmiyorum. Acı çekerken baya güzel şeyler ortaya çıkarıyorum. Gerçekten beni çok fazla tatmin ediyor yazdıklarım. Şiirimsi yazılar falan. Ne deniyor ona bilmiyorum. Bi ara paylaşırım burada. Ama ruh halimi çok kötüye sürüklüyor. Hayatım bombok bi hale geliyor. İşte blog ve yazma işinde çözemediğim nokta bu. Ne yapmam gerek bilmiyorum. Aslında yazmak da istiyorum. Ama böyle depresif, bolca acı içeren şeyler olsun istemiyorum. Ama acı çekmeyince güzel şeyler de ortaya çıkmıyor. Edebiyata biraz hafif bakardım. Terkedilmişlerin, güçsüzlerin kendini yukarı çekme çabası diye düşünürdüm. Belki gerçekten öyle. Ama bu acıları çekmeye göze alıp o dizeleri yazmalarına çok büyük saygı duyuyorum. Bir ay aşk acısı konulu yazılar yazdım. Psikolojim baya bozuldu. 1-2 güzel yazı çıktı içlerinden ama çekilecek dert değil. Şu an hala konunun ona kaymaması için uğraşıyorum hatta. Ne yaptıysam mutlu olamadığım bir ilişkim vardı da. Süründüm baya. Geri döndü. Yine olmadı. Sürekli eksik ne diye aradım. Baya düşündüm. Çok şey denedim. Baya bi süre kendimi aşırı çirkin ve değersiz hissettim. Sonra konunun benle alakalı olmadığını anladım. Çok delice bir süreçti. Devam etmesinden hala korkuyorum. Çünkü biraz işin içine girince sürekli bi doğru yanlış arama, haklı haksız arama olayına giriyorsun. Ve olmuyor hiçbir şekilde. Çözüme kavuşmuyor. O kadar sene beraberdik, ciddi hiçbir adım atmadığım için olabilir diye düşündüm en son. Ve saçma takıntılarım ve gururum yüzünden hep annesiyle tanışmaktan kaçmıştım. Gerçekten kaçmıştım. Saklanmıştım falan. Ve öyle şeyleri ben de çok istiyordum aslında. Bunu ne kadar çok istediğimi farkettim. Çok heyecanlandım. Bu isteğimi ne kadar çok bastırdığımı anladım. Bunları ona yazdım. İlk defa atmam gereken bir adımı atıyor gibi hissettim. Ve bu adımı atmaktan bu kadar korktuğum için kendime çok kızdım. Çok sevinecek diye düşündüm. Sonunda anlamıştım olayı çünkü. Ama bir cevap alamadım. Ayrılığın üstünden 1 seneden fazla geçti. O yüzden olabilir. Sonra tekrar denedik ve ben yine annesinden kaçtım. İşte burada insan kafayı yiyor. Ne düşüneceğimi bilmiyorum. Bu acı nasıl geçecek bilmiyorum. Bunu yazmam mı gerekir yazmamam mı gerekir bilmiyorum. Hangisi bana iyi gelecek bir fikrim yok. Acaba hiç sevmedi mi, sevdi de artık inanmıyor mu, sevdi artık sevmiyor mu bir sürü farklı soru dolanıyor kafamda bunları düşününce. Yazmak iyi yerlere götürmese de bir şekilde parmaklar onu yazmak istiyor. Düşünmeye başlayınca işin içinden çıkılmıyor cümlesini doğrulamış oldum. Sadece bu acının geçeceğine ve tekrar mutlu olacağıma inanmaya ihtiyacım var. Böyle bir şeyle sınanmak istemezdim. Çok kendi halinde, pek bir şeye karışmayan bi çocukken son seneler bana çok büyük acılar yaşattı. Daha mı olgunum bilmiyorum. Hala salak bi insanım aslında. Hiçbir şey yaşamamışım gibi geliyor bana. Ama yaşadığım acılar da bitmiyor. Aslında ne kadar kötü bi insana dönüşecebileceğimi de gördüm. Eskisi gibi iyiler hep kaybeder edebiyatı da yapamıyorum. Aşkmış, iyilikmiş, vicdanmış hepsinin kendi saçma bahanelerim olduğunu görmüş oldum. İmkan verilince kötüleşen tipik bir insanım. Ki her insan öyle. Benim de bir farkım yok. Yukarıda aşka yaptığım güzellemelerin, yok benim kafamdaki aşk şöyle güzel böyle güzel cümlelerinin sadece kendimi kandırma çabası olduğunu biliyorum.

 Hayatın büyüsü bozulmuş gibi. Masal sona ermiş gibi. Rengarenk bir gelecek hayal ederken hayatımın bir çöplük olduğunu unutmuşum. Aşk acısı falan dedik yine depresifleştim. Ki çok iyi hissediyordum bugün. Beni çok aşağıya çekiyor bu illet. Ama kahretsin ki kalp rahat durmuyor. Daha çok acı istiyor. Yerlerde sürünsen de daha çok acı çekmeni istiyor. Ama daha güçlü olduğumu hissedebiliyorum. Bazı eksikliklerimi düzeltiyorum. Yeni bakış açıları keşfediyorum. Sürüye uymak için unuttuğum kendimi hatırlıyorum. İstediğim şeylerin peşinden koşuyorum. En önemlisi artık istediğim şeyleri biliyorum az da olsa. Önceden çok mutluydum. İnsanların dediklerini çok fazla dinledim. Galiba bir şeyler yanlış dedim. İnsanlar beni sevmiyor dedim. Yaptıklarım hoş karşılanmıyor dedim. Çok sonraları hepsinin kıskançlık olduğunu anladım. Ve tamamen onlardan birine dönüştüm malesef. Bunları bana terkedildiğim ilişki düşündürdü. Aylarca bu düşüncelerle uyudum. Ses tonum yumuşaklaştı. Ürkekleştim. Hiçbir kıza bakamadım. Buluşmak isteyen kızlara bahane buldum. Beni tanıdıklarında gidecekler zaten diye düşündüm. Çok değersizim dedim. Çok çirkinim dedim. Kaç yaşına geldim bi bok yapmıyorum dedim. Ve bunların da aslında gerçek olmadığını bugünlerde anlıyorum.Aklımda o vardı bugün. Bu yazdığıma bile cevap vermediyse gerçekten sevmiyodur diye düşünüyordum. Sonunda o büyük adımı atmıştım. Sonunda yapabilmiştim. Çok da mutluydum. Çok geç olmuştu ama olmuştu işte. Ama o cevap bile vermemişti. Spora gittim. Setleri tamamlayamadım hiçbirinde. Kum torbasına geçtim. İlk defa heyecan duymamıştım. Yıllardır hep eve kum torbası almak isteyip alamamıştım. O yüzden kum torbası çok büyük bir şeydi benim için. Bu sefer kendimi zorlayacaktım. Yapmak istemediğim her şeyi yapacaktım. Artık güçsüz olmayacaktım. En azından öfkemi atayım dedim. Vurdum. Baya vurdum. Daha önce hiç o kadar sert vuramamıştım. Öyle kombinasyonlar yapamamıştım. İyi hissettim. Çıktım salondan. Yaktım sigaramı. Çok rahat hissettim. Dayandım bi yere otobüs bekliyordum. Yanımda çok güzel bir kız vardı. Ona baktım. Daha önce hiç rahat olamadığım kadar rahattım. Sigaradan bir fırt daha çektim. O da bana bakıyordu. Benim çok üst seviyem bir kız bana uzun uzun bakıyordu. Artık utanarak bakmama gerek yoktu. Eşofman, ceket çok salaş bi haldeydim. Artık biri beni beğenir mi diye düşünmüyordum. Artık aşkın benim yalanlarımın üstüne kurulu bir balon olduğunu biliyordum. Artık saflığın ve iyiliğin insanların kendini kandırma çabası olduğunu biliyordum. Böyle ergen liselilerin okuduğu nasıl alfa erkek olunur yazılarına benzemesini istemiyorum. Ama o kıza bakarken ilk defa Jack gibi değil de Tyler Durden gibi hissediyordum. bknz: Fight Club. Link veremedim de vermiş gibi yaptım.

 Evet hayal ettiğim gibi güzel, saf şeyler yaşayamadım. Çok rahat,toz pembe bi hayatım da olmadı. İstediğim gibi bir sürü kitap okuyup, kendimi geliştirip, çok güzel bi bölümde de okuyamadım. Evet önceden beni herkes tanıyordu, her alanda baya iyiydim, hiç çalışmadan niye sürekli çok iyi sonuçlar alıyordum ben de bilmiyordum okulda. Herkes çok zeki, çok iyi çocuk diye tanıyordu. Öyle devam edeyim ben de isterdim ama olmadı. Çok farklı bir yoldan ilerledim. Artık zeki olduğumu düşünmüyorum. Herhangi bir alanda kendimi geliştirmedim. Eskisi gibi araştırmalar yapmak, kitaplar okumak hoşuma gitmiyor. Çok iyi bir insan olmadığımı da anlamış oldum. Çok yakışıklı, cool bir insan da değilmişim. Saçlarım da dökülüyor. Ama artık bambaşka biri olarak, bambaşka bir hayat var önümde. İçimdeki Tyler Durden'ı dışarı çıkarmak istiyorum. Jack gibi acınası bir gülüşle, korkakça yaşamak pek bana göre değil. Fight cluptan bir iki replik paylaşmak istiyorum bu yazının ruhuna uygun.

'''Hiçbir zaman tamamlanmış olmayayım, ne olur. Hiçbir zaman halimden memnun olmayayım. Hiçbir zaman kusursuz olmayayım. Kurtar beni, tyler, kusursuz ve tamamlanmış olmaktan kurtar.''

'''Çünkü ancak kendimi mahvederek ruhumun gerçek gücünü keşfedebilirim.''


'''Ve sonra bir şey oldu. Kendimi bıraktım sonsuzlukta kaybolup. Karanlık sessizlikle bütünleştim. Özgürlüğü buldum. Ümidin kaybolması özgürlük demekti.''

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

evet

yine bir kaçış kafaları

boş